Bir insan hayatı boyunca karşılaşmadığı hatta tanımadığı birinin ölümüne ne kadar üzülebilir ne kadar ağlayabilir ne kadar canından kan damlayabilir?? Baştan söyleyeyim bu yazı ALİ İSMAİL KORKMAZ için yazılıyor..bugün sadece bir fotoğrafını tekrar gördüm ve ilk duyduğum andaki acıyı hissederek yazmak istedim. "ayy bu muhabbet de sıktı tamam üzücü ama iyice bokunu çıkardılar" ya da " ben farklı düşünüyorum hak etti yavşak" ya da buna benzer herhangi bir şey söyleyen varsa derhal siktir olup gitsin...
Ahmet Ayvalıtaş
Ethem Sarısülük
Abdullah Cömert
Mustafa Sarı
İrfan Tuna
Ali İsmail Korkmaz
Bu isimleri görünce insan olanın kalbi sızlar..Hepsi silahsızdı. Tüm eylemciler gibi ... Her birine ayrı ayrı üzüldüm. Kanadı içim. Ben ki canımın canlarını kaybettiğimde bile 3-5 gözyaşı döküp acımı içime gömebilen biriydim bu canlar için her gün kahroldum. "Hak ettiler" diyen herkese lanet yağdırdım..İçimden resmen canavar çıktı..Nefretle beslenen bir canavar. Nasıl olur da bir ölüye karşı bu denli fütursuz zevzek YAVVVVVŞAK tavır takınır insanlar. Düşünüyorum çocuğum bu devirde sokak ortasında dövülerek öldürülse....çıldırmak elde değil anlam vermek imkansız..hastaneden "git ifade ver gel" diyen o pezevengi affetmek mümkün değil.... sonuçlara bakıp "sende bir şey yok" diyip ağrı kesici vurup gönderen şerefsiz köpeğe söylenecek söz bulamıyorum. Nasıl yaparsınız ya nasıl? nasıl bu denli bir kin duyabilirsiniz 19 yaşında birine böyle kalleşçe kahpece vurabilirsiniz?? Bazen öfkem boyumu aşıyor. Aptal insanlara katlanamıyorum. Akp nin yediği bokları göremeyen ahmaklardan nefret ediyorum. Beynin yoksa ya da var ama kullanmıyorsan oy verme amk bari bizi yakma..evinde istediğin dine inan ibadet et..bu pezevengi başımıza saldılar şeriat gelince ilk kesilen kendi götleri olacak haberleri yok. Söyleyecek çok şey var. Komple bu düzenden tiksinmem için çok sebep var.
daha fazla yazacaktım yazmayacağım..içim acıyor sadece bunu söylemek istedim...eğer bir allah tanrı vs adı her neyse varsa adaleti sağlasa iyi eder..ama işimi ona bırakmayacağım. kanımın son damlasına kadar adaletin yerini bulması için elimden gelenin fazlasını yapmak için canla başla çalışacağım..Üzgünüm Ali...Yaşam hakkın elinden alındığı için, senden alınanı sana geri veremediğim için çok üzgünüm...ölümün onuru gururu olmaz derdim ölüm sadece ölümdür derdim ama sen onurlu bir adamsın..ben 19 yaşımda senin yaptığını yapamazdım...üzgünüm ali..belki senin yaşında mücadeleye başlasaydım sen yaşıyor olacaktın...üzgünüm...
ben
15 Ağustos 2013 Perşembe
18 Temmuz 2013 Perşembe
Söz vermek mi göt vermek mi kolay..??
Ağzımdan çıkan her söze dikkat ediyorum desem yalan söylemiş olurum fakat orana vurursak %95'ine dikkat ediyorumdur. Sürekli tedirgin olarak konuştuğumu sanmayın sadece gereksiz kelimeleri seçip yutmayı tercih ediyorum karakter meselesi. Hani lafı koyup gidenler vardır ya uyuz olurum böyle tiplere. Karşıdaki hak etse de çoğu zaman egoma yenilip tam ağzımı açarım ve lafımı karşıdakine koymadan tebessümle kapatırım. Güç gösterisi gereksizdir ve ağzını kapatmadan karşısındakini bok yere koyanlara da gıcığım. Mümkün mertebe kimseyi aşağılamak istemem. Yani isterim o an ama engel olurum kendime. "Sen nesin ki daha neredesin ki karşındakini aşağılayacaksın!'' cümlesi genelde susmama yardımcı olur. Hem cahillerin küstahlığını sessizce izlemek laf sokmaktan daha eğlencelidir. Evet kabul ediyorum bazen haddim olmasa da içten içe aşağılıyorum insanları ki zaten iyi biri olduğumu söylemedim hiç bir zaman. Biliyorum tüm ahlak anlayışıma eşitlik anlayışıma ters ama benim de kötü ve yanlış yanlarım var engel olmaya çalışsam da var ne yazık ki. Neyse ne rahibe değilim keşiş değilim peygamber hiç değilim en azından dışa vurup çevre kirliliği yaratmıyorum. arkadaş ne vicdan yaptım 3 cümle kurdum itirafımın üzerine..
Laf sözden açılmışken en önemli konulardan biri söz vermektir. Söz vermek göt vermeye benzemez lafına da bayılırım (ki göt vermek de çok kolay değildir ya neyse). Herkesin kendine göre değerleri vardır ve bu değerlere göre karşınızdaki insana güvenirsiniz, ciddiye alırsınız, sallamazsınız, hayranlık duyarsınız vs vs vs... Benim kıstaslarım arasında sözünü tutmak önemli yer alır. İnanılmaz derecede saygı duyarım. Çünkü sözünü tutan insan güven verir, ve o bir şey söylediğinde "evet yapacak biliyorum" düşüncesinin verdiği his hayranlık uyandırır. Babam bile uzun bir dönem bendeki saygısını kaybetmiştir sözünü tutmadığı için o derece tiksinti duyarım kaypak insanlardan. Babama da kaypak demiş oldum ama neyse =) seni seviyorum baba ama bu bana yaptığın saçmalıkları örtmez =) Konumuza dönelim. Bazı modeller vardır "ben söz verdim ama ne zaman yapacağımı söylemedim" ya da " öyle demedim şöyle dedim" diyerek yavşak yavşak kıvıran tipler vardır ki en kaypaklar listesinin başını çekerler. Neden böyle anılmak isteyesiniz ki?Sevdiğiniz insanların gözünde küçülmeyi kendi keyfiniz bozulmasın diye neden göze alırsınız hiç anlamam. Küçük büyük her sözün değeri vardır. Aslına bakarsanız küçük ya da büyük söz yoktur sadece verilen SöZ vardır ve yapılmalıdır. Senetler, anlaşmalar, imzalar, mühürler hep kaypaklar için icat edilmiştir sözünün eri biri zaten söylediği an yapar ve bu insanlar bir elin parmaklarından azdır. Nesli tükenmektedir. Çünkü dürüstlük erdemini kendi çıkarları için kolayca bir kenara atarlar. Para, mal, mülk, rahat yaşam belki herkesin hayali olabilir ama benim umurumda değil. Hayatımı optimum seviyede yaşayacağım kadar param olması yeterli. Biliyorum bu lafıma kimse inanmıyor ama umurumda bile değil. Çünkü hayatın değerini biliyorum. Siz hiç annenizin, babanızın, abinizin, yeni doğmuş 47 günlük kardeşinizin öldüğünü düşündüğünüz ve onlara ulaşmanız gerektiği bir yarım saat geçirdiniz mi? Sonra onları kurtarırlarken hayatta oldukları için duyduğunuz sevinci tahmin edebilir misiniz? Empati yapma seviyenizin bunu anlayacak derecede olduğunu sanmıyorum. Konuya dönersek hayatta hiç bir şey ama HİÇ BİR ŞEY omurgalı bir yaşam kadar değerli olamaz. Karakterinizden saptığınızda belki daha çok para kazanırsınız fakat şunu unutmayın değerlerinizi kaybettiğiniz için hayattan alacağınız zevk ve bakış açınızı yitirirsiniz. Polyanna değilim sadece bir nebze hayata bakış açınızı değiştirmenizin sizi çok daha mutlu edeceğini görmenizi istiyorum. Verdiğiniz sözleri tutarsanız güvenilirliğiniz artar ve etrafınızdakiler huzurlu olur. Huzur ortamı bu dünyada nadir bulunan bir şeydir.
16 Temmuz 2013 Salı
Ah Bu Ben..
üzgünüm.ne imla ne noktalama işaretlerini kullanmak istiyorum sadece nokta yetiyor bugün.her cümleyi bitiren yenisi için başlangıç hazırlayan işaret.
Einstein "aptallara göre insanlar ırk cinsiyet milliyet yaş statü renk din ve dil başta olmak üzere 8den fazla kategoriye ayrılırlar.halbuki olay bu kadar komplike değildir.insanlar sadece 2ye ayrılır İyi insanlar ve Kötü insanlar." sözünü söylemiş çok da güzel söylemiş.insanlara hiç bir zaman yetmez bu sıfatlar.nedendir bilinmez doyulmaz 3harfli bir sıfatla.bir düşünün "iyi" ya da "kötü".bu kadar farklı özellikli insanlar milyarlarca farklı kişilik sadece 2 sıfattan ibarettir. evrensel 2 kavram vardır "iyi ve kötü".sanki bu basit görünen sıfatlara uyulabilmiş gibi hep fazlası istenir.ben kendi kıyaslamamı yaptım ve iyi bir insan değilim.çünkü içimde nefret var durdurmaya çalışsam da kin var.bu dünyadaki tüm adaletsizliklere öfkeliyim.bazen Allah'a ya da Tanrı'ya artık ismini siz seçin.bazen canı yandığında düşünmeden saldıran bir hayvandan farklı hissetmiyorum kendimi.erdem kavramından çok uzaktayım biliyorum.ama susarak ortak olamıyorum haksızlık yapanları cezalandırmak istiyorum ve hakkım olmadığını biliyorum onlardan farkım kalmıyor.ben bu kalabalık düşüncelerin içinde iyi bir insan olamıyorum.kaybettiğim her parçamla görünmez mızraklar saplanıyor içime kalbime mideme karnıma...Ali İsmail Korkmaz.insanlığımdan alınan son parça sen oldun.bela okumaz iyi insanlar,gelmişe geçmişe sövmezler,çaresiz, zayıf hissetmezler,adaleti ararken ne yapmaları gerektiğini bilirler.beynimde çığlık atıyorum günlerdir.sevdiğim birini yakın zamanda kaybettim 2gün sonra alinin haberi geldi. adı şehit olunca insanlar ölüme üzülürler kimi ölümlere leş derler kimilerine gebersin anarşist derler..hayır hayır hayır.her ölüm asildir.her ölen birşeyler yaşamıştır.kimisi zalimce can almıştır kimi adalet istemiştir kimisi sadece çalışmış kimisi kaypakça yaşamıştır ama her ölüm sadedir.ölüye yapılan her pislik kendi çamurunuzdur.iyi olmak zordur ama denemek çabalamak bile insanın vicdan acılarını az da olsa dindirir.belki vicdanlı olabilmek bile iyi olmaya yaklaşmaktır.tartışılır..
iyi bir insandan neden korkalım ki?bir insan arkadaşına neden yalan söyler?ergense ergenliğin verdiği kibirle söyler ama 26 yaşındaysanız yalanlara anlam vermek daha da zorlaşıyor.hayattaki çocukça korkularınızdan arınmış ve aileden tüm iplerinizi aldığınız yaştır yani yaklaşık olarak bu yaşa tekamül eder..kendi seçimlerinizle hayatınıza dahil ettiğiniz birine neden yalan söyleyesiniz? yalan söylemeye sizi itiyorsa iyi biri değildir ya da size uygun değildir hayatınızdan çıkarın gitsin entrikaya ne gerek var?insanlar kırılır, üzülür, sevinir, şaşırır, korkar bunlar normal ama neden bu etkilerden bu kadar korkup yalana başvurur insan gerçekten anlamıyorum.bir insan kırarsın sonra gönlünü alırsın bu basit bir alışveriştir arkadaşlar hoşgörüyle ayakta kalır ama yalan gerçekten anlamsız kalıyor.siz siz olun sizi yalana iten biri varsa hayatınızdan çıkarın.aileniz konusunda bu geçerli değildir 26ya kadar idare etmek zorunda kalabilirsiniz fakat aile dışında akraba konu komşu herkes için geçerlidir.yalan sadece kendinizi üzer bu zulmü ruhunuza karakterinize yapmayın...gerçekten anlamsız...yalan söylendikten sonra üzerinize bir vicdan yükü biner sonra diğeri sonra diğeri...sonu gelmez..dürüstlüğün verdiği huzuru hiç bir yerde bulamazsınız..erdemli ve dürüst kalmak zordur..yine de mümkün olduğunca yapmanız kendinize kardır..
Einstein "aptallara göre insanlar ırk cinsiyet milliyet yaş statü renk din ve dil başta olmak üzere 8den fazla kategoriye ayrılırlar.halbuki olay bu kadar komplike değildir.insanlar sadece 2ye ayrılır İyi insanlar ve Kötü insanlar." sözünü söylemiş çok da güzel söylemiş.insanlara hiç bir zaman yetmez bu sıfatlar.nedendir bilinmez doyulmaz 3harfli bir sıfatla.bir düşünün "iyi" ya da "kötü".bu kadar farklı özellikli insanlar milyarlarca farklı kişilik sadece 2 sıfattan ibarettir. evrensel 2 kavram vardır "iyi ve kötü".sanki bu basit görünen sıfatlara uyulabilmiş gibi hep fazlası istenir.ben kendi kıyaslamamı yaptım ve iyi bir insan değilim.çünkü içimde nefret var durdurmaya çalışsam da kin var.bu dünyadaki tüm adaletsizliklere öfkeliyim.bazen Allah'a ya da Tanrı'ya artık ismini siz seçin.bazen canı yandığında düşünmeden saldıran bir hayvandan farklı hissetmiyorum kendimi.erdem kavramından çok uzaktayım biliyorum.ama susarak ortak olamıyorum haksızlık yapanları cezalandırmak istiyorum ve hakkım olmadığını biliyorum onlardan farkım kalmıyor.ben bu kalabalık düşüncelerin içinde iyi bir insan olamıyorum.kaybettiğim her parçamla görünmez mızraklar saplanıyor içime kalbime mideme karnıma...Ali İsmail Korkmaz.insanlığımdan alınan son parça sen oldun.bela okumaz iyi insanlar,gelmişe geçmişe sövmezler,çaresiz, zayıf hissetmezler,adaleti ararken ne yapmaları gerektiğini bilirler.beynimde çığlık atıyorum günlerdir.sevdiğim birini yakın zamanda kaybettim 2gün sonra alinin haberi geldi. adı şehit olunca insanlar ölüme üzülürler kimi ölümlere leş derler kimilerine gebersin anarşist derler..hayır hayır hayır.her ölüm asildir.her ölen birşeyler yaşamıştır.kimisi zalimce can almıştır kimi adalet istemiştir kimisi sadece çalışmış kimisi kaypakça yaşamıştır ama her ölüm sadedir.ölüye yapılan her pislik kendi çamurunuzdur.iyi olmak zordur ama denemek çabalamak bile insanın vicdan acılarını az da olsa dindirir.belki vicdanlı olabilmek bile iyi olmaya yaklaşmaktır.tartışılır..
iyi bir insandan neden korkalım ki?bir insan arkadaşına neden yalan söyler?ergense ergenliğin verdiği kibirle söyler ama 26 yaşındaysanız yalanlara anlam vermek daha da zorlaşıyor.hayattaki çocukça korkularınızdan arınmış ve aileden tüm iplerinizi aldığınız yaştır yani yaklaşık olarak bu yaşa tekamül eder..kendi seçimlerinizle hayatınıza dahil ettiğiniz birine neden yalan söyleyesiniz? yalan söylemeye sizi itiyorsa iyi biri değildir ya da size uygun değildir hayatınızdan çıkarın gitsin entrikaya ne gerek var?insanlar kırılır, üzülür, sevinir, şaşırır, korkar bunlar normal ama neden bu etkilerden bu kadar korkup yalana başvurur insan gerçekten anlamıyorum.bir insan kırarsın sonra gönlünü alırsın bu basit bir alışveriştir arkadaşlar hoşgörüyle ayakta kalır ama yalan gerçekten anlamsız kalıyor.siz siz olun sizi yalana iten biri varsa hayatınızdan çıkarın.aileniz konusunda bu geçerli değildir 26ya kadar idare etmek zorunda kalabilirsiniz fakat aile dışında akraba konu komşu herkes için geçerlidir.yalan sadece kendinizi üzer bu zulmü ruhunuza karakterinize yapmayın...gerçekten anlamsız...yalan söylendikten sonra üzerinize bir vicdan yükü biner sonra diğeri sonra diğeri...sonu gelmez..dürüstlüğün verdiği huzuru hiç bir yerde bulamazsınız..erdemli ve dürüst kalmak zordur..yine de mümkün olduğunca yapmanız kendinize kardır..
28 Mayıs 2013 Salı
kAFaM ÇoK dAğINIk GaRip gArİP kOnUşUyOrUm..
"susmak ortak olmaktır".bir haksızlığa bir adaletsizliğe tanık olup susuyorsanız o eylemi gerçekleştirenlerden hiç bir farkınız yok demektir. biraz ağır bir söylem olmuş olabilir fakat gerçek budur. "gerçek" de göreceli bir kavramdır. kime göre-neye göre-hangi durumda /gerçek-doğru-yanlış nasıl karar verilir? burada iki konu var. "Doğru/yanlış kime göre doğrudur/yanlıştır" ve "susmak ortak olmak mıdır". ikisine birden daldım karıştırmadan ayrı ayrı anlatayım. doğruluk kavramı görecelidir kısmını anlatayım bugün.(yazacaklarım sadece benim fikirlerim ve bu konuya bakış açımdır. kendi doğrularımdır genel geçer bir kanun değildir)
ben dahil tüm insanlar "böyle olmalı ve hayat daha güzel olur" ya da " bu yanlışı nasıl yaparsın bu haksızlık" gibi cümleleri çok kurarlar. "susmak ortak olmaktır" kavramı doğrudur diye fikir belirtmek de bunlardan biridir. aslında bu kavram bir başkasına göre de doğru olmayabilir çünkü herkes aynı düşünmez-düşünemez ya da herkes aynı açıdan bakmaz-bakamaz. "doğru ve yanlış", "gerçek ve yalan" tespitleri de kişilerin bencilliğinden kaynaklanır. "ben bencil hiç olmadım" naralarını bir kenara bırakın ve düşünün. herkesin kendince inandığı doğruları vardır. bencillik dendiğinde hep akla kötü bir anlam gelir fakat BENCE böyle değil. dozunu aşmadan her insan bencil olmalıdır. kibirle değil kendini düşünerek belli bir fikre sahip olur kendi yaşamını düşünerek kendisi için iyi olabilecek kararlar alır ve uygular. bu denli bir bencillik faydalıdır insanı sağlam bir karaktere büründürür. aşırısıysa kendini beğenmişliğe, herkes benim dediğimi yapacak alayınızı çiğ çiğ yerim moduna sokabilir. işte saçma insan figürü burada açığa çıkar kasttetiğimiz faydadan çoook uzaklaşmış olanlar yalnızlığa mahkumdur. çünkü kendilerini o kadar severler ki yanlarına kimseyi yakıştıramazlar ve yalnız kalırlar. konudan uzaklaşmayayım sonuç olarak doğrular kişiseldir ve kimine göre yanlıştır. kendimle çeliştiğim ve cevabını bulamadığım, tıkandığım kısımsa şu "konuya kişiselliği aşarak toplumsal açıdan bakıldığında bir doğruyu kime göre tespit edebiliriz?".
örneğin tecavüze uğrayan 13 yaşında bir kız çocuğu var ve karşısında "rızası vardı" diyen yaş ortalaması 35 olan 42 kodoman pislik var..bu konu o "42 orospu çocuğu"nun pislik olduğu gerçeğini gözler önüne sererken ben yine de düşünüyorum bu yargılamayı kime göre yapacağız. sanırım "doğruluk" kavramına karar verirken başkasının hakkını gasp edip etmediğine ve onun hayatını ne derecede olumlu ya da olumsuz etkisi olduğuna na bakılabilir. her konuda/olayda bu bakış açısı çözüm üretmek için yeterli olmasa da yardımcı olabilir diye düşünüyorum. bu arada konu açılmışken BU PİSLİĞİ YAPAN ŞEREFSİZ PEZEVENK HERİFLERİN, PEDOFİLİYE SICAK BAKAN DEVLETİN DE BU KARARI ALAN HAKİMİN DE BU ŞEREFSİZLERİ SAVUNAN ONUN BUNUN ÇOCUĞU AVUKATLARINDA....diye devam etmek istiyorum fakat çok şık durmayacak neyse diyeyim..
ben dahil tüm insanlar "böyle olmalı ve hayat daha güzel olur" ya da " bu yanlışı nasıl yaparsın bu haksızlık" gibi cümleleri çok kurarlar. "susmak ortak olmaktır" kavramı doğrudur diye fikir belirtmek de bunlardan biridir. aslında bu kavram bir başkasına göre de doğru olmayabilir çünkü herkes aynı düşünmez-düşünemez ya da herkes aynı açıdan bakmaz-bakamaz. "doğru ve yanlış", "gerçek ve yalan" tespitleri de kişilerin bencilliğinden kaynaklanır. "ben bencil hiç olmadım" naralarını bir kenara bırakın ve düşünün. herkesin kendince inandığı doğruları vardır. bencillik dendiğinde hep akla kötü bir anlam gelir fakat BENCE böyle değil. dozunu aşmadan her insan bencil olmalıdır. kibirle değil kendini düşünerek belli bir fikre sahip olur kendi yaşamını düşünerek kendisi için iyi olabilecek kararlar alır ve uygular. bu denli bir bencillik faydalıdır insanı sağlam bir karaktere büründürür. aşırısıysa kendini beğenmişliğe, herkes benim dediğimi yapacak alayınızı çiğ çiğ yerim moduna sokabilir. işte saçma insan figürü burada açığa çıkar kasttetiğimiz faydadan çoook uzaklaşmış olanlar yalnızlığa mahkumdur. çünkü kendilerini o kadar severler ki yanlarına kimseyi yakıştıramazlar ve yalnız kalırlar. konudan uzaklaşmayayım sonuç olarak doğrular kişiseldir ve kimine göre yanlıştır. kendimle çeliştiğim ve cevabını bulamadığım, tıkandığım kısımsa şu "konuya kişiselliği aşarak toplumsal açıdan bakıldığında bir doğruyu kime göre tespit edebiliriz?".
örneğin tecavüze uğrayan 13 yaşında bir kız çocuğu var ve karşısında "rızası vardı" diyen yaş ortalaması 35 olan 42 kodoman pislik var..bu konu o "42 orospu çocuğu"nun pislik olduğu gerçeğini gözler önüne sererken ben yine de düşünüyorum bu yargılamayı kime göre yapacağız. sanırım "doğruluk" kavramına karar verirken başkasının hakkını gasp edip etmediğine ve onun hayatını ne derecede olumlu ya da olumsuz etkisi olduğuna na bakılabilir. her konuda/olayda bu bakış açısı çözüm üretmek için yeterli olmasa da yardımcı olabilir diye düşünüyorum. bu arada konu açılmışken BU PİSLİĞİ YAPAN ŞEREFSİZ PEZEVENK HERİFLERİN, PEDOFİLİYE SICAK BAKAN DEVLETİN DE BU KARARI ALAN HAKİMİN DE BU ŞEREFSİZLERİ SAVUNAN ONUN BUNUN ÇOCUĞU AVUKATLARINDA....diye devam etmek istiyorum fakat çok şık durmayacak neyse diyeyim..
15 Nisan 2013 Pazartesi
Nisanın 16sında acaba neler yazmışım..
"Korkusuzluk" başlığına devam edeceğim demişim fakat canım devam etmek istemediği için vazgeçtim..Keyif benim blog benim istediğimi yaparım ehehehe süpermiş istediğim zaman istediğim işi yarım bırakıp istediğim an istediğim şeyi yapmayı seviyorum..Bu kadar ara vermemin sebebi de şifremi unuttum sonra hesap kitlendi vs vs neyse yine geldim karşına sevgili ben..Ne yazmak istediğimi bilmiyorum. Çok sıkıldım. Bugün de kendimi pek iyi hissetmiyorum ama tam olarak bir sebebi yok kötü rüyalar ve bölük pörçük uyku hariç başka sebep yok neyse öylesine bir konudan girip yazmak istiyorum sadece..
Eskiden nefretin tanımını bilmezdim. Yani nefrete gerek duymazdım öyle bir "pisliğin" benim içimde ne yeri olabilirdi ki?? Küçükken hissettiğim en güçlü negatif duygu abimin yastık şavaşında bana sert vurduğu zamanki hırs ve öfkeydi. Babama şikayet ettiğimde ona kızar bazen bir tokat atardı. Kendince beni korur abime "abilik" (Türkçe'de gerçek yazılışı "ağabeylik" zaten normali de abi değil ağabey ama bunu samimiyetsiz buluyorum neyse parantezi iyice abarttım) yapmasını bana zarar vermemesini söylerdi. Abim de kapı arkasında ağlardı ve bende yanına gider oturur ağlardım. Biraz suçluluk biraz vicdan biraz pişmanlıktan. Hırs, öfke, intikam, kısasa kısas yapmanın sadece zarar verdiğini, sevdiğim insanlara ne kadar öfke duysam da beni ne kadar yaralasalar da onlara zarar vermemeyi o zamanlar anlamıştım. Tabi ben bunu anlayana kadar abim tokat yemeye devam etti =)) Sadece değer verdiğimiz insanlarla sınırlamak manasız. Her kişi bir diğerine bu düşünceyle yaklaşsa sanırım kocamaaaan bir şirinler köyü kurabiliriz. İçinizde "vicdan"ın kırıntısı varsa hala umut var demektir. Herkes "bu saatten sonra koca düzen nasıl değişecek ben düzelsem bile değişen bir şey olmayacak" diye düşünür ve kendine uysun uymasın bir topluluğun görüşlerini benimser. Aslında buna gerek yoktur. Kişinin benimsemesi gereken tek kural "kimse senden üstün değil ve kimse senin altında değil" dir. Yanına biraz "vicdan", "saygı", "cesaret", "beyin" eklerseniz alın size şirinler köyüüüü =)) Tabiki bu kadar basit değil fakat her birey eşit olmasa da bu ana unsurları karakterinde barındırsa çok daha sağlıklı çok daha adaletli toplumlar oluşabilir. Sadece 5 dakika hayal etmesi bile güzel. Öfkeden, hırstan arınmış, nefretin kökünü kazımış bir dünya. Ama benim hala umudum var. İçimdeki vicdanı, adaleti, cesareti yaşatacağım.. Teşekkür ederim abi ve affet beni..Canının yanmasını hiç istemedim.
Eskiden nefretin tanımını bilmezdim. Yani nefrete gerek duymazdım öyle bir "pisliğin" benim içimde ne yeri olabilirdi ki?? Küçükken hissettiğim en güçlü negatif duygu abimin yastık şavaşında bana sert vurduğu zamanki hırs ve öfkeydi. Babama şikayet ettiğimde ona kızar bazen bir tokat atardı. Kendince beni korur abime "abilik" (Türkçe'de gerçek yazılışı "ağabeylik" zaten normali de abi değil ağabey ama bunu samimiyetsiz buluyorum neyse parantezi iyice abarttım) yapmasını bana zarar vermemesini söylerdi. Abim de kapı arkasında ağlardı ve bende yanına gider oturur ağlardım. Biraz suçluluk biraz vicdan biraz pişmanlıktan. Hırs, öfke, intikam, kısasa kısas yapmanın sadece zarar verdiğini, sevdiğim insanlara ne kadar öfke duysam da beni ne kadar yaralasalar da onlara zarar vermemeyi o zamanlar anlamıştım. Tabi ben bunu anlayana kadar abim tokat yemeye devam etti =)) Sadece değer verdiğimiz insanlarla sınırlamak manasız. Her kişi bir diğerine bu düşünceyle yaklaşsa sanırım kocamaaaan bir şirinler köyü kurabiliriz. İçinizde "vicdan"ın kırıntısı varsa hala umut var demektir. Herkes "bu saatten sonra koca düzen nasıl değişecek ben düzelsem bile değişen bir şey olmayacak" diye düşünür ve kendine uysun uymasın bir topluluğun görüşlerini benimser. Aslında buna gerek yoktur. Kişinin benimsemesi gereken tek kural "kimse senden üstün değil ve kimse senin altında değil" dir. Yanına biraz "vicdan", "saygı", "cesaret", "beyin" eklerseniz alın size şirinler köyüüüü =)) Tabiki bu kadar basit değil fakat her birey eşit olmasa da bu ana unsurları karakterinde barındırsa çok daha sağlıklı çok daha adaletli toplumlar oluşabilir. Sadece 5 dakika hayal etmesi bile güzel. Öfkeden, hırstan arınmış, nefretin kökünü kazımış bir dünya. Ama benim hala umudum var. İçimdeki vicdanı, adaleti, cesareti yaşatacağım.. Teşekkür ederim abi ve affet beni..Canının yanmasını hiç istemedim.
21 Şubat 2013 Perşembe
KorKuSuZLuK...
bir gün korkusuzluğu hissettiğiniz gün özgürlüğün tek tanımının bu olduğunu anlarsınız.....(devam edeceğim)
9 Şubat 2013 Cumartesi
FaRkLI aÇIdAn..OrDaN buRdAn..
"Değersizim" edebiyatından nefret ederim fakat tam olarak kendimi bir bok kadar değersiz hissediyorum. bu ne yaman çelişkidir demeyin bazen böyle oluyor.
ben mutluluğun tanımını yapmadığım için mutsuzluğun da tanımını yapmam. yani kavramları üç beş kelime ile sınırlayıp kalıba sokmaktan hoşlanmam sebebi bu ya da aşırı tembelim beynimi çalıştırmak işime gelmiyor da olabilir. kim bilir?? ben bilmem başkası bilir mi onu da bilmem. neyse.. mutsuzluk demiştik. bu karamsar kavram hiiiiiç kimseye yakışmıyor. bir çoğu cooollll olduğunu sanır bir çoğu da dünya çok da sikimde cooolll olmayı da sikeyim mutsuzum sadece diyen tiplerdir. sanırım ben 2. şıkkı tercih ediyorum. madden yani vücut olarak oldukça sağlıklıyım fakat manen 90 yaşında bir teyze bile bana depar atabilir hatta tur bindirebilir diye düşünüyorum. sorun nedir biliyor musunuz?? etrafımızdaki bir çok kişi ve olay bizi üzebilir fakat mutsuzluk sebebi onlar değildir. bizim buna ne derece izin verdiğimizdir. biraz karmaşık olduğunun farkındayım azıcık basitleştireyim. yani bizim planlarımız olduğu gibi kaderin de ya da inanmayanlar için hayatın da bizim için planladığı bazı şeyler vardır. bunlar bizi etkileyecek olaylar insanlar olabilir. fakat mutsuz olduğumuz nokta bu olayların ya da insanların bizi ne derecede üzmesine izin vermemizle bağlantılıdır. sanırım konuya "mutsuzluğa" bu açıdan bakıldığında insanda bir rahatlama oluyor çünkü biz istemezsek bunu engelleyebiliriz. asıl soru bunu istiyor muyuz?? sizi üzen biri varsa hayatınızdan çıkarabilirsiniz, ya da size zarar veren bir işe girdiniz "paranın .mına koyim battıysak battık bana bi şey olmasın" diyebilirsiniz. insanlar üzülmeyi kederi gamı severler. bunları söylemek yerine mazoşizmin dorukları en iyi seksten daha iyi gelir çoğu zaman. benim mutsuzluğum artık orgazm doruklarında değil gerçekten süründüren boyutlarda. 6 senedir bağımlı bir mazoşistim ve artık gerçekten "bu ne amk sıkıldım ne çekicem bu yaştan sonra gencim güzelim sallayim bari" moduna girmeme ramak kaldı. insan değil 6yılı gerekirse ömrünü silip yeniden başlayabilmeli. polyanna değilim bu düşüncem cesaretimden kaynaklanıyor. hiç bir zaman düşmekten korkmadım hala da korkmuyorum. çünkü kendimle ilgili hala öğrenmem gereken çok şey olduğunu düşünsem bile emin olduğum tek şey korkusuzluğum ve bunun bana getirdiği "vücudum haricinde hiç bir şeye ihtiyacım yok" felsefesidir. hayat bir şekilde devam eder bir çok olay hayatınızı şekillendirir. fakat "hayatım" denilen şey sizlerin bu olaylara bakış açınızla şekillenen bir kavramdır. mutsuzluk, neşe, gam, kızgınlık, huzur, şaşkınlık, utanma...vs bir çok fiziksel sonuç sizin bu olaylara karşı vücudunuzun tepkisidir ve bu tepkilere karar veren sizlersiniz. aklıma çaresizlik kavramı geldi ama bu konu uzun onun için ayrı bir başlık açacağım =))
hep gülümseyin..yalan da olsa gülümseyin.. beyin bir süre sonra istemdışı kendini mutlu hisseder ve gülüşünüz kaybolmaz gerçek olur. insanları kandırmak için gülümsemeyin. ağzınız alışsın beyniniz kandırılsın da gerçekten seretonin salgılasın diye gülümseyin. ben öyle yapıyorum. işe yarama konusuna gelince deneyin görün kolaya kaçmayın =)) unutmayın denemekten kimseye zarar gelmez. en fazla gülümsemiş olursunuz =))
Kaydol:
Yorumlar (Atom)